Annem bir gece rüyasında anneannesini görmüş. Çöl gibi bir yerde, kızgın güneşin altında bir sürü insan varmış; herkes sessizlik içinde ayakta dikiliyor, ileride ağaçların arasında duran masmavi bir su birintisine bakıyormuş, vaha gibi bir şey. Müthiş bir sessizlik, mahşeri bir kalabalık. Annemin anneannesi o kadar insanın içinde anneme görünüvermiş. Şöyle bir göz göze gelmişler. “Yaşıyor anneannem” diye sevinçle düşünmüş annem, sonra mahşer yerinde olduğunu anlayıvermiş bir anda. Ödü kopmuş. Bizde ölüm sonsuz huzura kavuşmak değil de hesap vermek demek olduğu için, veremeyeceğim hesap kaldı mı bu dünyadan göçerken diye kara kara düşünmeye koyulmuş.
Ben annemin anneannesini eski, soluk fotoğraflardan biliyorum. Her karede biraz köşede kalmış; üvey çocukları kendine yeterince saygı göstermemiş mi ki acaba? Kara çarşaflı, beyaz tenli, çok sessiz ve çekingen görünen, yaşı olmayan kadınlardan bu anneannemin annesi. Elini uzatıp beni fotoğrafın içine, kendi yanına çekiverecekmiş gibi bir anlatılmaz bir duruşu, bakışı var.
Annem korkunç bir sıcağın altında ömrünün hesabını çıkaradursun, sessizliğin içinden gümbür gümbür bir ses yankılanmış: “Bu boruyu bir kez çalacağım ve herkes ilerideki su birikintisine koşacak. Tekrar çaldığımda hepiniz duracaksınız ve o suya erişebilmiş herkes benimle beraber cennete gelecek.” Müthiş bir sesle birlikte bir dünya insan yerinden fırlamış, gerçekten bir dünya kadar kalabalık insan, bildiğin mahşer yeri. Annem durur mu, o da koşmuş tabi, hem de ne koşmuş herkesle beraber.
Annemi hiç koşarken görmedim. Hep acele ettiğini gördüm annemin, ama ne koştuğunu gördüm ne de sakin sakin bir yerde durduğunu. Annem nasıl koşuyordur acaba? Huzur içinde, sükunet içinde kalışı nasıldır? Cennete gitmek için koşarken nefesi tıkanmış mıdır? Bu dünyada korka korka aldığı nefesleri orada teslim almış mıdır?
Boru ikinci sefer tekrar çaldığında annem suya yaklaşmış ama ona varamamış. Kafasını kaldırdığında ileride ayak bileğine kadar suya girmiş olan anneannesini görmüş biraz ötesinde. Onun için çok sevinmiş, neredeyse kendi üzüntüsünü unutmuş hatta. O anda birden kopkoyu bulutlar örtmüş güneşi, soğuk bir rüzgar çıkmış, suya varamayan tüm insanlar korku içinde bağırmaya başlamış. Annem o rüyadan dişlerinin zangırdamasına uyanmış. Beton gibi ağır bir yorganın altında uzunca bir sure sakinleşip kendine gelmeye çalışmış. Sabah ezanına dek, suçluluktan ezilene kadar mütevazi ömrünün muhasebesini yapmış. Yanındaki adam horul horul uyurken.
Kalabalıktan korkar annem. Gelemez çok insan içine girmeye. Çarşıya, pazara hep kızkardeşimle beni gönderir. Son zamanlarda abimi de mecburen taktı peşimize. Rüyasındaki gibi bir yerde, kumun toprağın arasında kurbanlık koyun gibi sessiz sessiz yürürken bazen anlattığı o vahayı görür gibi oluyorum, kardeşimin elinden tutup oraya doğru koşmak istiyorum. Benim de ayaklarım suya değsin, annemi orada bekleyelim ve sadece üçümüz orada olalım istiyorum. Üvey babam, üvey abim olmasın; annemin anneannesi bizi yanına alsın, ayak izlerimiz silinsin, sonsuza kadar kaybolalım.
Annemin cennete gitmeyeceğine inanmıyorum. O gitmezse kim gider acaba. Ben de onu bırakıp bir yere ayrılmam zaten. Kurbanlık koyun gibi sessiz sessiz yürümeye devam ediyorum. Kurbanlık koyun gibi, alnımızda görünmez kanlı yazgıyla yaşamaya devam ediyoruz, kardeşim ve ben. Ben 16 yaşındayım, kardeşim 15. Alnımızdaki görünmez yazgıyla savaşabilecek yaştayız. Ne erken ne de geç.
Yarın çok güzel bir yağmur yağacak. Biz kardeşim ile yağmurun altına çıkıp dans edeceğiz. Kaderimizin etrafında döne döne son turumuzu atacağız. Bizi güden çobanlar bundan rahatsız olacak, bu mudur diyecekler, bizi rezil ettiler bu mudur, dans etmek de neyin nesi siz eninde sonunda bir koyunsunuz, bu sürünün çobanı benim diyor üvey baba, köpeği de benim diyor üvey ağabey, alnınızda yazıyor neyi yapıp neyi yapmamanız gerektiği, bu dans da neyin nesi, ölüm dansıdır bu artık olsa olsa.
Çoban, boruyu çalıyor. Ben 16 yaşındayım, kardeşim 15 yaşında. Alnımızdaki görünmez yazgı ile savaşabilecek yaşta mıyız aslında?
Annem nasıl koşuyor artık bunu biliyorum. Gözlerime bu dünyadan takılı kalan son şey oldu onun kollarını açmış ağlayarak bize doğru koşuşu.
Boru ikinci kez çalıyor. Bir bakıyorum ki artık yemyeşil bir vadideyiz. Ben hayatımda hiç bu kadar ağacı bir arada görmemiştim. Ama zaten, ne yaşadım ki aslında?
Yanımızda tarih kadar yaşlı bir kadın, dördümüzün de ayakları suda.
Biz bir şey yaşayamadık, diye düşünüyorum, bari annem dünyada korka korka aldığı nefesleri burada haddinden fazlasıyla teslim alsa. İşte o zaman, diyorum ki işte asıl o zaman annemin ayakları suya erer aslında.






